Tanju Yıldırım – Mutluluk Parfüm Gibidir Üstünüze Sıkmadan Yayamazsınız

Didem Elif – Ben sizi Tango hocası kimliğinizle tanıyorum. Hiç katılımcı olmadım ancak verdiğiniz tango derslerinde izleyici olarak birkaç kez bulunmuştum. Akademi yönetiminin yanı sıra oyunculuk da yapıyorsunuz. Hatta Cem Yılmaz’ın son filmi ArifV 216’da oynadınız. Ayrıca bugüne kadarki deneyim ve birikiminizi, yeni eğitim anlayışı ve yaklaşımıyla, eğitim alanına aktarıyorsunuz. Hepsinden konuşacağız ancak öncelikle Tanju Yıldırım Akademi’den başlamak istiyorum. Tango dans kursları içinde oldukça popüler olan Tanguisimo’nun adı bugün artık Tanju Yıldırım Akademi oldu. Akademinizin 20 yıllık geçmişi var bu anlamda. İzleyici olarak katıldığım bir dersinizde; öğrencilerinize tango dansının ruhunu anlatırken, sanki onlara dans dersinden ziyade hayat dersi veriyorsunuz hissine kapılmıştım. İki kişiyle yapılan; aşkın, tutkunun sembolü olan tangoyu bize biraz anlatır mısınız? Nedir bu dansı bu kadar etkili yapan?

Her Birimiz Evrende Birer Enerjiyiz

Tanju Yıldırım – Sizin derste de gözlemlediğiniz gibi ben tangoyu bir dansın çok daha ötesinde görüyorum. Aşkın tutkunun bir sembolü olarak bilinen tango bir iletişim dili, bir beden dilidir. İki insanın dansı söz konusu ama bunun illaki bir kadın bir erkek arasında olmasına gerek yok. Zaman zaman kadın kadına, zaman zaman erkek erkeğe dans edildiği hali var. Akşam dans gecesine gidecek olan erkeklerin birbirleriyle dans ederek yeni figürler türetme ve pratik yapma gibi bir çıkış noktasından hareket ediyor bu erkek erkeğe dans etme hikayesi.

Her birimiz evrende, kadınıyla erkeğiyle hayatta birer enerjiyiz. Bu iki enerjinin birlikte uyumlu bir şekilde akışı söz konusu olan. Her birey hayatı boyunca yaşadıklarını, kendi geçmişinden getirdiklerini, bilgi birikiminden, tecrübelerinden, deneyimlerinden getirdiklerini kendi bedenine yansıtır. Dolayısıyla bütün hikayesi davranışlarına ve hareketlerine yansıtır. Özellikle bedeninizle ilgili bir şey yapıyorsanız bu sizin hareketlerinizi etkiler. Dolayısıyla bir bakıma ilk derslerde insanların davranışlarından, hareketlerinden, vücut dillerinden nasıl karakterde olduklarını üç aşağı beş yukarı anlayabiliyorum.

Tango; kimi zaman biraz daha içine kapanık, sosyal ortamlarda kendini ifade etmekte az da olsa güçlük çeken insanlara kendini daha iyi ifade etmeyi öğretiyor. Biraz fazlaca dışa dönük insanlara da karşısındakini dinlemeyi öğretiyor. Bu tam da bizim günlük yaşantıdaki ilişkilerimizde tutmamız gereken denge. Her birimiz farklı insanlarız elbette. Ama biri ile iletişime geçtiğimizde bu önemli. “It takes two to tango,” diye klasik bir laf vardır. Yani tango iki kişiyle yapılır. İletişim de böyledir. Bir başkasıyla iletişime geçtiğimizde karşımızdakinin de dinamikleri önem kazanıyor. Böylelikle doğru iletişimi arıyoruz. Aslında biz tango ile dünyanın en önemli konularından bir tanesinin peşinde koşuyoruz. Uyumun peşinde koşuyoruz. İletişimin peşinde koşuyoruz. Bu da bu dansı çok etkili kılıyor o yüzden.

Oryantal Eğitimini Efsane İsim Nesrin Topkapı Veriyor

Didem Elif – Tanju Yıldırım Akademi’de Tango dansının yanı sıra; Latin DanslarıStreet Jazz&HipHopZumbaSirtakiZeybekBaleYoga ve Oryantal eğitimleri var. Hatta Oryantal eğitimini bir zamanların efsane ismi Nesrin Topkapı veriyor. Ayrıca Tanju Yıldırım Akademi bünyesinde Sahne ve Oyunculuk Eğitimi almak da mümkün. Sahne ve oyunculuk eğitimlerinin hedef kitlesi kimler?

Tanju Yıldırım – Evet Tanju Yıldırım Akademi’de bir çok dansı bir arada bulmak mümkün. Biz insanların farklı karakterde ve farklı zevklerde olduklarından yola çıkarak daha fazla insana hitap edebilmek için, alanında uzman çok değerli isimlerle, farklı farklı branşlardan çok değerli eğitmenlerle çalışıyoruz. Evet Oryantal eğitimimizi bir zamanların gerçekten efsane ismi değerli hocamız Nesrin Topkapı veriyor. Bizim çocukluğumuzda yılbaşında dansöz çıkacak diye televizyon karşısına geçerdik. Nesrin Topkapı’yı izlemek için heyecanlanırdık.

Nesrin Topkapı mükemmel danslarının ötesinde akademik bir sanatçı, çok işlevsel bir ders verme tekniği var. Bu da bizim için çok değerli. Çünkü katılımcılara, öğrencilere çok güzel şeyler aktarabiliyor. Çok da etkili bir şekilde yapıyor bunu. Nesrin Topkapı bunlara bir örnek. Diğer bütün eğitmenlerimiz de dansı herkesin öğrenebilmesi yönünde çalışmalar yapıyor. İnsanların farklı öğrenme biçimlerini de göz önünde bulunduruyoruz. Dolayısıyla olabildiğince herkesin, katıldıkları dansı iyi şekilde öğrenmelerini hedefliyoruz.

Bünyemizde Sahne ve Oyunculuk Eğitimi de var.

Bunu yavaş yavaş başlatıyoruz. Yıllarca Tanguisimo Dans Artistik olan ismimizi Tanju Yıldırım Akademi’ye çevirmemizin nedenlerinden bir tanesi de şu ki, ben dansçı kimliğimin yanı sıra sizin de bildiğiniz ve ifade ettiğiniz gibi aynı zamanda bir oyuncuyum, müzisyenim, dublaj sanatçısıyım. Dolayısıyla tüm buradaki alanları da ben kendi akademim içerisine almak istedim. Sanata ilk adımlarımı atarken de hedefim buydu. Ben bir oyuncu, müzisyen ve dansçı olmayı hedefledim hep. O yüzden konservatuvarda Opera bölümünü seçtim ki Opera bölümü o dönemin bu anlamda yani bu üç dalda eğitim veren yegane bölümüydü.

Benim için multidisipliner bir sanatçı olmak önemliydi. Bundan çok zevk alıyorum ve çok etkileniyorum. Çünkü hayat da bir çok anlamda multidisipliner olmayı gerektiriyor. Hele ki yeni çağımızda mutlaka gerekli bu. Çünkü bir çok konuya hakim olmanız lazım ki renklenebilsin dünyanız, gelişebilin. Ne güzel olur ki bütün bu farklı alanlardaki deneyimi ve tecrübeyi diğer alanlara aktararak trans disipliner inter disipliner bir davranış sergileyebilin. O zaman daha renkli, daha zengin kişiliklerle dolu olacak bütün toplum. Böylesi bir bakış açısından yaklaştım her zaman. Konservatuvar yıllarından beri de değişik alanlarda kendimi geliştirmeye çalıştım. Bale yaptım. Zaten Opera Bölümü’nde şan eğitimi ve oyunculuk eğitimi alıyorduk. Ekstra çalışmalarla da kendimi geliştirdim. Pantomimle çok ilgilendim. Vücudun çok güzel kullanıldığı bir sanat dalı çünkü. Onunla ilgili çalışmalar yaptım. Bütün bunların bana daha sonraki yaşantımda çok faydası oldu.

Sahne çok bütüncüldür bana göre.

Sahnede iyi bir oyuncu aynı zamanda iyi şarkı da söyleyebilmeli, iyi dans da edebilmeli. Vücudunu bir pantomim sanatçısı kadar olmasa bile ona yakın kullanabiliyor olmalı. İşte o zaman oyuncu olarak farklılık yaratıyorsunuz. Bu anlamda sahne ve oyunculuk eğitimlerini de bünyemize kattık.

Buradaki hedef kitlemiz çok çeşitli. Bunlardan bir tanesi oyunculuğu meslek olarak yapmak isteyen oyuncu adaylarımız. Biri oyunculuk eğitimi almış, oyunculuk yoluna girmiş fakat bu konuda kendini üstatlarda daha da geliştirmek, çıtayı daha da ileri taşıyabilmek isteyen oyuncu arkadaşlarımız. Bir diğer kitle de bunu zevk için yapmak isteyenler. Zamanında tiyatroyla çok ilgilenmiş. Bir şekilde gerçekleştirememiş, hayat onu başka bir meslek dalına yönlendirmiş, zevk için bunu yapmak isteyen insanlar.

Burada çok önemli bir başka unsur devreye giriyor. İnsanlar iş yaşantısı dışında böylesi bir hobi ile kendilerini çok daha iyi ifade edebilecekleri; çok farklı, kimlikten kimliğe bürünebilecekleri bir ortama giriyorlar. Yine bu alanla alakalı bu sene başlattığımız benim adını Beden Dili ve Edebiyatı koyduğum bir başka çalışmamız var. Çok değerli bir üstat, çok değerli bir oyuncu Levent Ünsal yönetmenliğinde gerçekleşecek bir çalışma. Beden Dili Edebiyatı’nda gerek iş yaşantısında, gerek özel yaşantısında kendini daha iyi ifade etmek isteyen insanlara bedenlerini ve seslerini doğru ve etkili bir şekilde kullanabilmeyi öğretmeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda bu çalışmada; “Sunum nasıl yapılır?, Sahnede Nasıl Durmalıyız?” gibi bir çok bu konuyla ilgili detaylar olacak.

Yaptığınız İşe İnanmak

Didem Elif – Tüm görsel sahne sanatlarını düşünerek soruyorum. Duyguyu karşı tarafa yani izleyiciye geçirmenin bir sırrı var mı? Herkes başaramıyor diye düşünüyorum. Püf noktası nedir bunun?

Tanju Yıldırım – Sır demeyelim buna. Ama bir takım teknikleri var. Başta en önce bir duygusu var. Bu da inanmak. Oynadığınız karaktere, seslendirdiğiniz şarkıya, yaptığınız dansa inanmak. Tabi bu performansı çalışırken gerçekten titizlikle, detayla iyi bir şekilde çalışmalısınız. Yaptığınız dans, söylediğiniz şarkı, canlandırdığınız karakterin sizin bedeninize uyması önemli. Sırıtmaması lazım, izleyiciyi yabancılaştırmaması lazım. O konseptten uzaklaştırmaması lazım. Bunun eğitimle gelen bir takım teknikleri olduğu gibi, yüreğin ve sanatçı duruşunun da önemi olduğunu düşünüyorum.

Didem Elif – Okul gelişimi politikaları üzerine araştırma ve çalışmalar yapıyorsunuz. Windesheim Üniversitesi’nde Olumlu Davranış Geliştirme (ODGE) üzerine uzmanlık eğitimi almışsınız. Eğitim kurumlarında “Etkili İletişim Becerileri”, “Olumlu Öğrenme Ortamları Yaratma”, “Beden Dili ve Edebiyatı” konularında eğitim ve seminerler vermekte, ulusal ve uluslararası konferanslarda konuşmacı, panelist, moderatör olarak yer almaktasınız. “Olumlu Öğrenme” nedir ve böyle bir alana kaymak nereden aklınıza geldi? Bu süreç nasıl gelişti bize anlatır mısınız?

Mutluluk Parfüm Gibidir Üstünüze Sıkmadan Etrafınıza Yayamazsınız

Tanju Yıldırım – Süreç şöyle gelişti. Ben zaten yıllardan beri bütün farklı sanat disiplinlerinden getirmiş olduklarımı insanlara aktararak bir yetişkin eğitimi içindeydim. Zaman zaman gençlere ve çocuklara yönelik de çalışmalar yaptım. Gerek tiyatro olsun, gerek dans olsun. Zaman zaman müzik. Tüm bunlara baktığımda aslında sanatın hayatımız içinde ne kadar var olması gerektiğini düşünüyordum. Var olduğunu diyemiyorum; aslında var ama biz bunu maalesef duyumsayıp bu eğitim sistemi içerisinde hayata geçiremiyoruz.

Size bir anımı anlatmak isterim. Bir giyim mağazasındaki satış temsilcisini tanıyordum. Bir gün yanında bir müşterisi vardı. Beni kendisine sanatçı olarak takdim etti. Adam ne iş yaptığımı sordu. Ben de çok teferruatlı anlatmayayım diye “oyuncuyum,” dedim. “Tiyatrocu mu?” dedi. “Evet,” dedim “tiyatrocuyum”. “Ben hiç sevmiyorum tiyatroyu,” dedi. “Niye?” dedim. “Bilmiyorum hiç haz etmiyorum,” dedi. “Hiç tiyatroya gittiniz mi?” dedim. “Hayır hiç gitmedim sadece çocukken ilkokulda götürmüşlerdi,” dedi. “Tiyatro iyidir,” dedim “iyi gelir. Sizi farklı bir dünyaya taşır. Hiç bilmediğiniz bir şeyi nasıl sevmediğinize kanaat getiriyorsunuz ki?” dedim. Mırın kırın etti. Demem o ki, her şey eğitimde bitiyor.

Biz sanatı eğitimin içerisine nasıl sokabiliyoruz?

Farklı sanat disiplinlerini öğrenmeyi kolaylaştırıcı, hatta öğrenmenin odağına oturtan bir şekilde nasıl bir yaklaşım sergiliyoruz? Bunları sorgularken çok değerli, 40 küsür yıllık eğitimci sevgili ortağım Lale Hazar ile yolum kesişti. Sohbetlerimizde yıllardan beri biriktirdiklerimizi eğitime nasıl aktarabiliriz, nasıl ortak bir program oluşturabiliriz düşüncesinden hareketle, yurt dışından Lale Hocamın temsilciliğini yaptığı, yurt dışından Türkiye’ye getirdiği bir programı daha farklılaştırıp, zenginleştirip uygulamalarına başladık.

Olumlu öğrenme dediğimiz şey, aslında öğrenme çok olumlu bir şey ve öğrenme zaten olumlu olmalı. Olumlu öğrenme gibi bir tamlamayı biz çok fazla kullanmıyoruz ama olumlu öğrenme ortamları yaratmayı kullanıyoruz. Burada da ilk şart yine inanmış olmak.

Eğitime, öğrenmeye ve öğretmeye inanmış bir öğretmenle ve öğrenmeye inanmış bir öğrenciyle başlıyor her şey.

Bizim geliştirmiş olduğumuz Olumlu Davranış Geliştirme programında bunun farklı teknikleri var. İdeali ile 3 yıllık bir program ama uygulamada okullara 1 yıllık bir program şeklinde sunabiliyoruz. 1 yıllık programda çok farklı tekniklerle okulda olumlu bir okul iklimi yaratmayı hedefliyoruz.

Biz maalesef olumsuza odaklanan bir toplumuz. Arabesk kültür yaklaşımı bizi biraz oraya çekiyor. Güzellikleri görmüyoruz. Kendi yaşantımızda da bunu yapıyoruz. Bence her sabah kalktığımızda aynadaki görüntümüze bakıp, kendimize iyi günler dileyerek, güzel dileklerde bulunarak hatta gözlerimizin içine gülümseyerek güne güzel başlamak lazım.

Çünkü mutluluk parfüm gibidir üstünüze sıkmadan etrafınıza yayamazsınız.

Güne böyle başladıktan sonra işimize, gücümüze okulumuza gittiğimizde daha farklı olacaktır.

Her birimiz hayatta bir takım zorluklar yaşıyoruz. Ama ne olursa olsun güzel şeyler de yaşıyoruz. Her şeyden önce nefes alıyoruz, yaşıyoruz, hayattayız, sağlıklıyız Allah’a çok şükür. Bunlara şükrederek güne başlamak çok önemli. Mutluluk parfümümüzü sıktıktan sonra gittiğimiz okulda da olumlu şekilde bir ilişki ağı içerisinde bulunmamız gerekli. Bu öğretmenden öğrenciye, öğrenciden öğretmene, öğrenciden öğrenciye, öğretmenden öğretmene devam eder. İşte böyle ortamlarda, biz öğrencilerimizin olumlu yanlarını öne çıkartarak yapmış oldukları iyi şeyleri, iyi özelliklerini ortaya çıkartarak onları daha fazla motive edebiliriz. Onların öğrenmelerini destekler ve kolaylaştırırız. Dolayısıyla başarılarını da yukarı çekeriz.

Biz eski sistemdeki zeka anlayışı yerine ödüllendirilmesi ödüllendirme anlayışı üzerine gidiyoruz. Ama bu ödül maddi içeriği olan bir ödül değil. “Aferin,” demek de bir ödüldür. “Helal olsun sana başaracağını biliyordum,” demek de. “Böyle devam et takıldığın noktaları eminim kısa sürede çözeceksin,” demek de bir ödüldür. Bunlar gibi bir çok teknikle kurguladığımız bir olumlu okul iklimi yaratmayı hedefliyoruz. Bununla da kalmıyoruz aynı zamanda olumlu toplum yaratmaya da bunu taşımak istiyoruz. Bir takım özel firmalarda da olumlu iş ortamı yaratmaya başladık. Bu anlamda çalışmalar yapıyoruz. Bu çok keyifli bir süreç. Aslında bunun kaynağı, enerjisi, her şey içimizde. İnsanlara ayna tutup, bunu göstermeyi hedefliyoruz.

Böyle bir alana kaymak arayışta olmaktan gerçekleşti.

İnsanlar için daha fazla ne yapabilirim arayışı bu. Sanatla uğraşarak, sanatı öğreterek önemli şeyler yaptığıma inanıyorum. İnsanlara güzellikler kattığımı düşünüyorum. Ama gördüğüm bazı eksiklikler aklıma şu soruyu getirdi. Acaba bütün bu bedensel beceriler okul çağlarında öğrencilere verilse, daha yetişmiş kimseler olarak hayata atılsalar nasıl olur? Az önce de belirttiğim gibi Lale Hocamla yapmış olduğumuz söyleşiler sonrasında çok önemli alanlar, kanallar bulduk geliştirilmesi gereken.

Didem Elif – Çocuk, ön ergen ve ergenlere yönelik olarak; onların sosyal-duygusal gelişimlerine katkıda bulunacak eğitim programları da hazırlıyorsunuz. Bu eğitimin içeriğinde neler var?

Tanju Yıldırım – Farklı farklı eğitim programları var burada. Ama bunu bir bütün olarak irdeleyecek olursak sosyal duygusal gelişim aslında işin en önemli yanı. Biz çocukları okullara gönderiyoruz. Çocuklar okulda bir çok farklı derslerle akademik gelişimlerini sergiledikleri gibi, aynı zamanda önemli bir sosyal ortamda sosyal duygusal anlamda da gelişim sergiliyorlar. “Onları daha etkin, daha yetkin nasıl kılarız ?”diye düşündük.

Bugün baktığınızda bir çok firma değişik dönemlerde çalışanlarına eğitimler aldırıyor. Takım olabilme, takım ruhu, zaman yönetimi, çatışma yönetimi gibi soft skill eğitimler dediğimiz yaşam becerileri eğitimleri veriliyor. Bu eğitimlerin gençlere de verilmesi gerekiyor. Bugün baktığımızda Matametik ve Fizik derslerinde harikulade olan ama bir yemek yapamayan, söküğünü dikemeyen; onun ötesinde, arkadaş ilişkilerinde başarısız ve mutsuz bir çok çocuk ve gence rastlamak mümkün. Biz bunun üstesinden biraz gelelim istedik.

Yeni bir merkez açmayı planlıyoruz.

Önümüzdeki aylarda açacağız. Burada yaşam becerileri geliştirmeye yönelik olarak değişik programlar olacak. Bütün bunlar sanatla iç içe hale gelecek. Bugün okullara baktığımızda bir takım kulüp saatleri var. Müfredat dışında bir takım çalışmalar yapıyorlar. Ya da belli bir ekonomik düzeydeki aileler, çocuklarını geliştirmek üzere çeşitli alanlarda değişik kurslara götürüyorlar. Ancak bunlar yalnızca hobi olarak kalıyor. Bunların insanın hayatına daha etki edebileceği programlara ihtiyaç olduğunu hissettik.

Sanat programlarını daha öteye taşıyarak; ekibimizde olan psikologların da katkısıyla gelişimlerini gözlemleyerek, yaşam becerilerini daha bilinçli bir şekilde geliştirebilelim diye bir takım programlar hazırladık. Bu programları gerek kendi merkezimizde, gerekse danışmanlık hizmeti vermiş olduğumuz okullarda veriyoruz. Her insan gibi, her okulun da, her şirketin de ihtiyacı farklıdır. Biz biraz da karşımızdakini tanıyıp, onların yapısında geliştirilmesi gereken yanlarını gözlemleyip, ihtiyaçları doğrultusunda danışmanlık ve eğitimler veriyoruz.

Her İnsan Bir Değerdir

Didem Elif – Topluma katkı sağlamak sizin için önemli olmalı sanıyorum. A. Lale HAZAR ile birlikte; “Davranış ve Madde Bağımlılığı ile Mücadele’de Olumlu Davranış Geliştirme Destek Projesi” ve “Suriyeli Mülteci Çocukların Türk Örgün Eğitim Sistemine Entegrasyonu ve Sosyal Uyum Projesi” gibi oluşturduğunuz projeler var. Son olarak bu projeleri anlatır mısınız biraz bize?

Tanju Yıldırım – Gelişim programlarını maddi açıdan karşılayabilen kurumlara verebiliyorken, bir yandan da bunu maddi olarak karşılayamayan ve gelişmesi gereken bölgelerde neler yapabiliriz düşüncesiyle yola çıktık. İlk Üsküdar’da Davranış ve Madde Bağımlılığı ile Mücadele’de Olumlu Davranış Geliştirme Destek Projesi olarak başlattık. Çok beğeni topladı. Oradaki başarılar değişik kaynaklardan yurt dışına da gitti. Daha sonra yurt dışından gelen teklifler doğrultusunda bu sefer Suriyeli Mülteci Çocukların Türk Örgün Eğitim Sistemine Entegrasyonu ve Sosyal Uyum Projesi’ne başladık.

Derken bir proje diğerini kovaladı. İhtiyaçları gözlemledikçe yeni projeler tasarlamaya başlıyorsunuz. Bu çok keyifli bir iş. İnsanlığa fayda sağlayabilecek programlar yaratmak ve onların ihtiyaçlarına yönelik projeler üretebilmek hayata biraz daha farklı bakmanızı sağlıyor. Biz gerek Olumlu Davranış Geliştirme Derneği (ODGEDER) olarak, gerek firmamız Education Design Company (EDC) olarak (ki ismini eğitimi tasarlamaktan alıyor hep o ilkeyle yola çıkıyoruz); insanların daha iyi yerlere gelebileceğini, her çocuğun bir cevher olduğunu, o cevheri geliştirmenin farklı farklı metotları olduğunu ve bunları insanlara aktarmanın gerekliliğine inanıyoruz. Her çocuk farklıdır, her çocuk değerdir, her çocuğa yaklaşım farklıdır, her çocuğun öğrenme biçimi farklıdır. Yalnız çocuklar da değil her insan birbirinden farklıdır. Aslında söyleşinin en başında belirttiğim iletişime geliyoruz yine.

Olumlu öğrenme ortamlarını yaratarak insanların değerlerine değer katmayı hedefliyoruz.

Uzun vadede esas hedefimiz olumlu bir toplum yaratabilmek. Herkesin farklılıklarını kabullendiği, bir arada yaşama kültürünün gelişkin olduğu bir toplum. Ayrıca manevi değerleri daha da gün ışığına çıkartarak, onları kaybetmeden hatta onları daha da parlatarak, ışıldatarak yaşatmaya çalışıyoruz. Şimdilerde yeni bir proje bitirdik. Bir kitap projesi bu. Türkçe dil kitabı tasarladık. Onun içeriğinden tasarımına hazırladık. Geçenlerde uygulamasını yaptık. Daha bir kaç gün önce bitti hatta.

Suriyeli çocuklara yönelik olarak bir yaz okulu gerçekleştirdik. Kuru kuruya bir dil eğitiminden ziyade daha yaşayan, daha hayatın içinde; daha yapılandırmacı bir yaklaşım sergileyen, hem de iletişimsel yaklaşım sergileyen bir metot kullandık. Yaz programının içerisinde aynı zamanda; müzik olsun, drama olsun, dans olsun, görsel sanatlardan plastik sanatlar olsun farklı sanat branşlarını da yerleştirdik. Bütün bunları dil eğitiminde kullandık. Yaz okulu bir ay sürdü. Kısa da olsa çok etkili olduğunu düşünüyorum.

Beş yüz çocuk hedeflemiştik.

İkinci etabımızda bu rakama ulaşacağız. Hiç kolay şeyler değil. Çok maliyetli işler bunlar. Projelerin fonlarını yurt dışından kendimiz buluyoruz. Oradaki değişik eğitim organizasyonlarının çalışma guruplarına katılıyoruz. Organize ettikleri konferanslarda konuşmacı oluyoruz. Panelist oluyoruz. Yaptığımız programları, ürettiklerimizi ve Türkiye’deki uygulamalarımızı anlatıyoruz. Bu aynı zamanda ülkemizi temsil etme anlamında da çok gurur verici. Geçmişte sanatımla bir çok defa ülkemi yurt dışında temsil ettim. Ama bu sefer farklı bir alanda temsil ediyor olmanın da gururunu yaşıyorum. Bu yapmış olduğumuz çalışmalar sayesinde yurt dışından fonlar alıp, Türkiye’deki ihtiyaç sahiplerine uygulamalar yapıyoruz.

Didem Elif – Tanju bey topluma katkı sağlayacak çok güzel işlere imza atıyorsunuz. Tam da Likya Sohbetleri’nin amacına yaraşır bir söyleşi oldu. Emeğinize, yüreğinize sağlık. Yoğun çalışmalarınız içinde bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum.

Not: Bu söyleşi 20 Eylül 2018 tarihinde Sen ve Ben Dergisi’nde yayınlanmıştır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir