Kadınlar Rüyalar Ejderhalar

Bursa’da gerçekleşen Kadınlar Rüyalar Ejderhalar sergisinden bir kare

Sergi Serisinin İlki: Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar

Didem Elif – Ayşecan Kurtay, Ayşegül Sağbaş, Beyza Boynudelik, Didem Ünlü, Füruzan Şimşek, Nur Gürel olarak bugüne kadar birbirinden bağımsız sanat faaliyetlerini yürüten altı kadın sanatçı bir araya geldiniz. Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar / Saygı adlı serginiz şu an Bursa’da Nilüfer Belediyesi tarafından sergileniyor. Açılışta ses performansıyla Saadet Türköz size eşlik etti. Sergi hangi tarihe kadar görülebilir öncelikle okuyucularımızla bu bilgiyi paylaşabilir miyiz?

K.R.E. – Sergi, 8 Mayıs’a kadar Nazım Hikmet Kültür Merkezi Yeraltı Galeri’de görülebilir.

Didem Elif – Küratörlüğünü Nur Gürel’in yaptığı bu sergi, her birinizin ayrı ayrı küratörlüğünü üstleneceği uzun soluklu bir sergi serisinin ilki. Ama bildiğim kadarıyla ilk kez Bursa’da sergilenmiyor. Daha önce nerelerde sergilendi?

K.R.E. – Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar ilk 2015’te Tüyap Artist‘te, ikinci olarak 2017 de Gaia Gallery de Guerilla Girls’ün “It’s Even Worse in Europe” sergisiyle beraber izleyiciye sunuldu.

Didem Elif – Birlikte böyle bir proje yapma fikri nasıl oluştu?

K.R.E. – Yeni üretim alanları açmak, disiplinlerimizi ve hayalgücümüzü zorlamak, kolektif mantıkta üretmek amacıyla altı sanatçı güç birliği, fikir birliği, hayal birliği yaparak bir araya geldik. Neler yapabileceğimizi konuşmaya başlayınca, aslında her birimizin hazırda beklettiği, ertelediği projeler olduğunu gördük. Bu görüşmeler toplantılara dönüştü ve altı sanatçı bir araya gelince güçlü bir sinerji ortaya çıktı.

Kendimizi, sergi projelerine katkısı olabileceğini düşündüğümüz sanatçılarla genişleyebilir, çoğalabilir iskelet bir yapı olarak düşünüyoruz. Toplantılar sonucunda her birimizin küratörlüğünü yapacağı, mekan olgusuna yoğunlaşan bir dizi sergi yapma projesinin ilki Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar oldu.

Yazar Ursula K. Le Guin kitabı: Kadınlar Rüyalar Ejderhalar

Ursula K. Le Guin Hayranıydık

Didem Elif – Kadınlar, Rüyalar Ejderhalar bu sene kaybettiğimiz Ursula K. Le Guin’in bir kitabının adı. Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar kitabını seçme nedeniniz neydi? Yazarın ve kitabının özel bir anlamı olmalı.

K.R.E. – Pek çoğumuz kitabı okumuştuk ve hali hazırda Ursula K. Le Guin hayranlarıydık zaten. Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar bildiğiniz gibi Le Guin’in, Metis Yayınlarınca derlenen, fantastik edebiyat yazınından, feminizme ve anarşizme kadar çeşitli konularda kendi düşünce yapısını ortaya koyduğu denemelerinden oluşan bir kitap.

Ursula’nın feminizmi,  kadın olmanın her halini size sevgiyle kabul ettirirken, üretim sürecinde çeşitli nedenlerle yalnızlaştığını, ötekileştirildiğini hisseden sanatçı kadınlara ihtiyaç duydukları motivasyonu verir. Bu sebeple Nur Gürel’in uzun zamandır hakkında iş üretmek istediği bu kitap, hepimizin ortak projesi oldu. Ursula K. Le Guin, ataerkil olan bilim kurgu ve fantastik edebiyat alanında evli ve üç çocuk sahibi olarak Amerikan edebiyatının dişi Tolkien’i gibi bir yer edinmiş çok güçlü bir kadın. Kitapları, denemeleri ve duruşuyla her birimizin hayatına dokunan ve bizi yüreklendiren Le Guin’i bu yıl kaybetmemiz sebebiyle serginin bizim için kıymetinin arttığını söyleyebiliriz.

Sergi alanından bir görüntü

Didem Elif – Sergi alanı ev atmosferini yaşatıyor. Hepimizin aşina olduğu mutfak, salon, çocuk odası, yatak odası, banyo ve ardiye bölümleri mevcut. Mekan ev hissini verdiği için, hikayesi ne olursa olsun her birimize değen bir anlamda dokunan bir tarafı var. Mekanı ev olarak kurgularken amacınız neydi?

K.R.E. – Üretim sürecinde, sergideki tüm sanatçılar kitabı tekrar okuduk. Herkes sevdiği bölümleri çıkardı. En etkilendiğimiz paragrafı bulduk. Birlikte seçtiğimiz paragrafta; erkek yazarın çalışırken evin içindeki gündelik durumundan ötürü çıldıracak gibi olup, yazamamasına karşılık, 19. yy. Amerikan edebiyatının en etkili romanı Tom Amcanın Kulübesi’nin yazarı Harriet Beecher Stowe’un, kitabını yazarken mutfakta çocuklarının eteklerinden çekiştirmesinden bahsediliyor.

Bu sahneden yola çıkarak, o sanatçı kadının evi nasıl olur diye düşünmeye başladık. Bu evin atmosferinin hissedildiği bir mekan üzerinden sergiyi kurgulamaya karar verdik. Hem biz sanatçılar, hem de izleyiciler için deneysel bir alan yaratmak önemliydi. Ev, Ursula’nın da dediği gibi kendisi faydalı, besleyici, güzel olduğu için istediğimiz şeyleri koyduğumuz büyük ölçekli bir torbaydı. Kahraman olmayan, sanatçı, çocuklu kadına ait bu evde, öncelikle mutfak, salon, çocuk odası, yatak odası, banyo ve ikinci sergilemede bu kadına daha yakından bakmak amacıyla eklediğimiz bir de ardiye odası kurguladık. Sanatçı kadının, üretimini hayata eklediği bir alan yaratmaya çalıştık.

Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar Olarak Kimiz Biz?

Didem Elif – Sergiyi gezemeyecekler için genel çerçevede bireysel olarak her birinizin yaptığı işlerden ayrı ayrı bahseder misiniz?

K.R.E. – Ayşecan Kurtay: “Bu sergide yer alan işlerim hep bir soruyla doğdu. Kimdim ben? Bilinç katmanlarındaki ipuçlarını okumaya çalıştım. Mutfak masası üzerinde bir daktilo. Ejderhasını uyandırdığı, lime lime içine aktığı varoluş alanı. Çocuk odasında akordeon açılan bir kitap, “Küçük Kara Ejder” En saf ve şeffaf halleriyle büyütmeye çalıştığımız çocuklarımız. Yatak odasında yatağın hemen ardında, rüya serisi. Birbirini örten buğulu katmanlardan oluşan, gerçek ile hayalin karıştığı, bağların, izlerin üst üste bindiği rüya sahneleri. Hemen yan duvara asılı giyilemeyen beyaz kağıt elbise. Ve kimliklerimizin yorganları, giyindiklerimizi sorgulayan küçük akordeon defter.”

Ayşegül Sağbaş: “Sergideki çalişmalarımda projelendirdiğim nesneleri kendi kültürümüze ait dantellerle kapladım. Belki de burada amacım günlük hayatın içinde yaşayan kadının yaptığı dantellerle kendini sanatına feda eden sanatçı kadın önyargısını çatıştırmaktı. Bunu ifade ederken yatak yastık ve sutyen nesnelerini böyle bir bilinçle izleyiciye gönderme olarak kullandım. Kadın olmaya, yaşam döngüsünü sürdürebilir kılmaya yönelik göndermeler olarak sundum.”

Beyza Boynudelik: “Sergideki mutfakta 3 işim yer alıyor. Günlük mutfak rutinleri esnasında bu topraklarda sanatçı olmaya dair sorular sorduğum, sanat üretimiyle ayakta kalmak için çözümler aradığım, kadın sanatçı olmakla ilgili zorlukları dile getirdiğim doğaçlama iç konuşmalar yaparken fasulye ayıkladığım “İç Ses” ve et kestiğim “İç Ses-Et” adlı performans videoları ile fayanslarında bugünün kadınını temsil eden bir çok çizim bulunan bir mutfak tezgahı. Çocuk odasında ise “The Guard” isimli bir epoksi döküm heykelim ve ardiye odasında da “Döner Dururum” isimli hareketli bir epoksi heykelim bulunmakta. Çağdaş dönem kadınları olarak bir çoğumuzun arka odalarına attığı hamile kalma, anne olma konusu ise, ardiye odasındaki figürle beraber dönüp dolaşmaya devam ediyor.”

Didem Ünlü – Kalıplar 2014-2017, Karışık Teknik, 39x47cm

Didem Ünlü: “Anı biriktirmek, anıyı ölümsüzleştirmek, sıradanlık ve her sıradanlığın kişiye özel eşsizliği ile katmanlar yaratarak kendi kişisel tarihimi oluşturmak ve kendi katmanlarının arasında Ursula ile buluşmak… Bu sergiye dört farklı çalışmayla katılıyorum. Bunlardan üçü  yaşam odasında diğeri ise ardiyede yer alıyor. İlk çalışmam bir aile albümü, eski bir aile albümünün içindeki, transparan portrelerin üst üste yıkılmasıyla oluşmuş bir yerleştirme. İkinci çalışma ise dakikalık bir animasyon, üst üste yığılmış çizgilerden oluşan basitten karmaşığa çizgisel bir yolculuk. Üçüncü çalışma ise kalıp resimlerden oluşan bir düzenleme. Bu çalışmalar eski bir modelist olan annemin kalıplarının üzerine kolaj tekniği ile yaptığım resimlerden oluşuyor. Bunlar hemen herkesin aile albümünde yer alabilecek türden imajlar ve çıkış noktası kendi aile albümüm. Dördüncü çalışmam ise evin ardiye bölümündeki boş ilaç kutuları ve boş ilaç filmlerinin bulunduğu bir ecza dolabı.”

Füruzan Şimşek: “Benim biri salonda, diğeri banyoda iki videom var. Salondaki videoda ilk sergide televizyonda müzik dinlerken ekranda gördüğümüz şömineyi kullandım. Önceki işlerimde de temel meselem doğadan uzaklaşan, şehirde yalnızlaşan insan var. Sanal bir şekilde ekranda yanıyor görünen o şömineye bakmak bana hep bir anlamda utanç vermiştir. ‘En son ne zaman yanan bir ateşin başında oturdum,’ diye sorarım kendime. Ve genelde hatırlayamayacağım kadar uzak olur bu tarih. Ya da aynı ekranda izlediğimiz tropik akvaryum, güzel görüntüsüne rağmen sahtedir ve sanal bir avunma sunar bize. ‘Tropik’ isimli, bu sergide gördüğümüz videoda ise bomboş bir akvaryumda dolaşan sıradan akvaryum balıkları var. Yazarımızın evinde o kanal açık olur muydu? Kesin olarak bilemiyorum. Ama neden olmasın? Çocuk bakmak, yemek yapmak ve yazmak gibi günlük rutinlerin içinde belki de yazarımıza da düşen doğa parçası bu kadar olacaktır. Hayallerinin dışında.”

Nur Gürel: “Sergide 3 işle yer alıyorum. Manipülasyon üzerine temellendirdiğim işlerin ilki salonda, sehpanın üzerinde, üst üste yapışmış bir dolu dergi kağıdı yığını. İşin adı, “Sokakta hanımefendi, Mutfakta aşçı, Yatakta …” Üst üste yapışmış sokaktan toplanmış afişler ve kağıtların üzerine çalıştığım ikinci iş, Helmut Newton imzalı bir dergi reklamı. Şöminenin önünde diz çökmüş, topuklu ayakkabılarıyla çıplak halde temizlik yapan bir kadın imgesinde şömineyi  fırına çevirdiğimde eğilen kadının Sylvia Plath’ın intiharını hatırlatması. Onun yıkımı, çaresizliği, ödediği diyeti. Üçüncü işimse ardiye odasında. ‘Relax’ isimli iş; Tropikal manzaralı bir duvar kağıdının önünde rahatsız edici bir jinekolog koltuğu yer alıyor. Bu odada yer alan diğer işler gibi endişe ve korkularla ilgili bir iş.

Sergi ortamından bir kare

Sergi için Kollektif Çalışmaktan Keyif Aldık

Didem Elif – Siz bu projeyi sergilemeye başladığınızda Ursula K. Le Quin henüz yaşıyordu. Kendisi ile iletişim kurmaya çalıştınız mı? Böyle bir sergi yaptığınızdan haberi oldu mu?

K.R.E. – Maalesef olmadı. Bu konuda geç kaldık. Ama bu sergiyle bir sergi kitabı yapabildik. En yakın zamanda bu kitabı ilgili vakıflara yönlendireceğiz.

Didem Elif – Ursula Nur Gürel’in projesiydi. Ama her birinizi etkileyen bir yazar olduğunu görebiliyorum, ki benim de okuma ve yazma sürecimde derin izler yaratmış bir kadın yazardır. Diğer sergiler de bir yazar ve kitabı üzerinden mi olacak?

K.R.E. – Şu an hazırlığı içinde olduğumuz bir sonraki sergimiz bir yazar ve bir kitap üzerinden ilerlemiyor. Daha sonraki sergi projelerinde belki tekrar böyle bir yaratım sürecine girebiliriz.

Didem Elif – Kişisel fikrimi açıkça söylemem gerekirse yıllar içinde oldukça fazla grup sergisine tanık oldum. Ama Hafriyat Grubu’ndan beri ilk kez gerçek anlamda yani içselleştirilmiş bir birlik, beraberlik duygusu hissettim. Birlik içinde olabilmek günümüzün en zor şeyi haline geldi. Bu konuda neler söylemek istersiniz. Eminim ki birlikte bir oluşum gerçekleştirmek isterken mutlaka ayrışmalar yaşamışsınızdır. Bu süreç sizi bu anlamda nasıl etkiledi?

K.R.E. – Hafriyat gibi önemli bir grupla aynı hissiyatı yaratmak gurur verici. Teşekkürler. Kitabı okuduktan sonra mekan üzerine sergi fikrini netleştirdiğimiz toplantılarda evin bölümlerini ve kendi disiplinlerimizce işlerimizi bu bölümlere nasıl adapte edeceğimizi konuşurken birbirimizin işlerine öneriler sunmaya ve fikri geliştirmeye başladık. Mutfak fayansları, mutfak masasındaki daktilo, daktilodan dökülenler, salondaki aile köşesi, çocuk odasındaki oyuncaklar… derken kolektif olarak fikir üretebilmenin keyfini ve avantajını yaşadık. Kolektif iş yapmanın  zorluklarını düşünürsek serginin en büyük başarılarından birinin bu olduğunu söyleyebiliriz.

Ayrıca ortak olarak ürettiğimiz bir işimiz de var. Tarlatandan oluşan ejderha. Sonraki sergimizde de en az bir ortak üretim yapmayı hedefliyoruz. Bundan keyif aldık.

Her birimizin üretim süreçleri ve araçları farklı. Bu gerçekleştirdiğimiz üçüncü sergimiz. Halen beraber çalışmaya dair yeni şeyler öğreniyoruz. Ve öğrendikçe zorluklarını da görüyor ve yaşıyoruz. Ama sonuç sanırım hepimizi tatmin ediyor.

Didem Elif – Bu güzel söyleşi ve gönül verdiğiniz bu anlamlı emek için her birinize çok teşekkür ediyorum. Diğer sergileri merakla ve heyecanla bekliyorum.

Aşağıda sergi fotoğraflarından oluşan bir galeri oluşturdum. Keyifli izlemeler dilerim. Bir sonraki Likya Sohbetleri’nde görüşmek üzere.

Not: Bu söyleşi 29 Mart 2018 tarihinde Sen ve Ben Dergisi’nde yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir